Vahit YILDIRIM Business News Dergisi Röportajı

Vahit YILDIRIM Business News Dergisi Röportajı

Türkiye son yıllarda yaşadığı yakıcı ekonomik, siyasal ve sosyal gündemiyle yorgun düşmüş durumda. Yıllardır konuştuğumuz birçok temel sorunu hala çözebilmiş değiliz. Bu sorunlardan birisi de şüphesiz şiddet ve bu şiddetin başında da kadına şiddet konusu geliyor. Adli olaylarla basına yansıyan ve kamuoyunda tartışılan bu yakıcı soruna dikkat çekmek ve çözüm üretmek isteyen kişiler ve kurumlar yok değil. Sorunun köklü bir çözüme kavuşturulması için Türkiye gündeminde uzun süre kalması gerektiğine vurgu yapan Gebze Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Yıldırım ile uygulamaya başladıkları  “Sesim Olur musun?” projesi bağlamında aile içi eğitimi, kadına şiddeti, kadın istihdamını ve sanayicinin sorunlarını konuştuk.

 

Öncelikle kadın istihdamına yönelik sorunları odağına alan güncel “Sesim Olur musun?” projesi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Öncelikle şunu vurgulamalıyım ki hamurunda üreticilik olan, üretmek kültürü olan bir insanın yapmayacağı bir şey vardır; kaderci olmak. Dolayısıyla biz sanayiciler kaderci olup kafamızı kuma gömüp vah vah diyecek insanlar değiliz. Peki, çok iyi üretiyoruz, çok iyi satıyoruz, ekonomik durumumuz da iyi farz edelim. Ama yetmiyor ki, bu tarafta da kanayan bir yara var. O kanayan yaranın da orta ve uzun vadede üretimimizi ve ekonomik dengemizi bozacağının farkındayız. Dolayısıyla böyle bir duruma geldiğimiz noktada biz bu işe müdahil olmalıyız. Tabii, kadın istihdamı ile birlikte dikkate alıp çözmemiz gereken diğer önemli sorun kadına şiddettir. Gazetelerde, televizyonlarda, herhangi bir mitingde veya halkın içinde konuşurken hemen bunu yapanları idam edelim, bunu yapanlara en büyük cezayı verelim kolaycılığına kaçmamalıyız. Bu şiddeti uygulayanların bazıları kendi canlarına da kıyıyorlar. Demek ki, bu kişiye siz ne kadar ceza verirseniz verin bunu önleyemezsiniz. Önlemenin bir tane yolu var; o da bu kişileri o raddeye getiren sebepleri bulmak ve ortadan kaldırmak. Bunun da kökünde aile içindeki eğitim yatıyor. Şu kadar okulumuz, üniversitemiz var diyerek işin içinden sıyrılamayız. Bu sorunun üniversiteyle, okul diplomasıyla alakası yok. Bir insanın hayatının belirlenmesinde 0-6 yaş arası çok önemli bir dönemdir ve büyük bir kısmı aile içinde geçer. O dönemde ailesinden aldığı olumlu veya olumsuz her şey çocuğun hayata, insana, hayvana, doğaya bakışını büyük ölçüde şekillendirmiştir. O dönemde her şeyi berbat edip, çocuğu okula gönderip sonrasında o eğitimden olumlu sonuçlar beklemek kadar akılsızca bir şey olamaz. Onun için bizim aile içi eğitime önem vermemiz ve devletin öncülüğünde belli stratejiler geliştirmemiz lazım. Bu konuda yapılabilecek çok şey var. Tabii bunları konuşurken aile içinde en önemli figürün anne olduğunu da unutmamalıyız. Annenin belli bir eğitimi yoksa, ekonomik bağımsızlığı yoksa, toplumsal çevresi de olumsuzluklarla doluysa ne çocuğuna ne eşine olumlu bir şey verebilir. Dolayısıyla ip orada kopuyor. Öncelikli olarak bunu halletmek lazım. Biz de Gebze Organize Sanayi Bölgesi olarak bu işe el atalım dedik. Bu konuda farkındalığı artırmak ve çözümler sunmak üzere paneller düzenlemeye başladık. Panellere televizyoncular, akademisyenler, sinema sanatçıları, başarılı işadamları, hukukçular, doktorların vb. katılımını sağlamaya çalışıyoruz. Türkiye çapında 81 ilde organize sanayi bölgelerinin öncülük edeceği bu panellerle sorunu uzun vadeli gündemde tutar, beyin fırtınası yaparsak bunun doğru sonuçlarını almaya başlarız. Eğer bunu sadece kadına şiddet olaylarıyla sınırlı olarak gündeme getirirsek ertesi gün unutulur gider.

 

Yani gazetelerin üçüncü sayfalarından çıkarmak lazım bunu…

Evet, biz de bunu en iyi şekilde organize sanayi bölgeleri yapabilir dedik. Ama öncelikle bu işin içine siyaseti karıştırmamak lazım. Siyaset işin içine karıştırıldığında ayrışma oluyor. Karşılıklı suçlamalar oluyor. Bizim taraflı bir görüşümüz olamaz. Biz nesnel olarak, yanlış neyse konuşuruz, doğru neyse onu da anlatırız. Diğer taraftan işin içine ticaret ve sanayi odalarını da katalım dedik. Türkiye’de 81 ilde organize sanayi bölgesi ile ticaret ve sanayi odası var. Bu iki kurum düzenlediğimiz panellere hem mekan sağlayacak hem de gelecek davetlileri ağırlayacak bir ortam yaratacak. Böyle bir start verdik. Şu ana kadar gelen tepkiler olumlu. TRT’de ve diğer haber kanallarında canlı yayınlara katılarak projemizi anlatmaya çalışıyorum. Bu projeyi bir taraftan televizyonlarda ve basında gündemde tutarken, diğer yandan projenin sonuçlarını da etap etap almamız lazım. Bu amaçla her panel sonunda sonuç bildirgesi açıklamamız gerekiyor.

 

Bunla ilgili kaç panel yaptınız şu ana kadar?

İlkini Gebze Organize Sanayi Bölgesi Konferans Salonu’nda yaptık. Duygu Canbaş’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele, HaberTürk Haber Spikeri Didem Arslan Yılmaz, NTV Haber Spikeri Buket Aydın, TRT Haber Spikeri Işıl Açıkkar, ATV Haber Spikeri Nihan Günay, GTÜ Rektörü Prof. Dr. Haluk Görgün, Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nail Çiler katılım sağladı. Bundan sonraki süreçte her aşamada 10 paneli açıklayacağız. Bizden sonra iki panel, Birlik OSB ve Dudullu OSB’de gerçekleştirilecek. Onların ardından Çerkezköy OSB’ye gideceğiz, oradan İzmir Atatürk OSB’ye, daha sonra Ankara Anadolu OSB’ye ve sonrasında ise Düzce OSB’ye gideceğiz. İlk 10’un sonuna geldiğimizde diğer 10’u açıklayacağız ve bu şekilde devam edeceğiz.

 

Kadının ekonomik bağımsızlığı modelin neresinde yer alıyor?

Öncelikle kadınlarımızın iş hayatına adapte edilebilmesi için mesleki eğitimler gerekiyor. Biz bir kadını işe alacağımız zaman ilk önce mesleki eğitimine bakıyoruz. Tecrübe sonradan geliyor. Aslında kadın eğer ekonomik bağımsızlığını kazanırsa, gerçekten iş hayatında olursa bu erkek için de çok olumlu bir gelişme olacak. Çalışan kadının öz güveni, harcama kalıpları ve hayata bakış açısı da çalışmayan kadınınkinden farklıdır. Ayrıca anne-baba çalışırsa, çocukta da çalışmayla ve üretmeyle ilgili kültür oluşmaya başlar. Ülkemizde genelde 4 kişilik bir aileyi genelde bir çalışanın geçindiriyor olması, ekonomik zorluklar bir yana sosyal güvenlik sistemi açısından da sorun yaratıyor. Dolayısıyla kadın istihdamı hayati önem arz ediyor. Diğer taraftan kadın çalışan doğum yaptığında, sağlanacak hakların ve imkanların işyerini mağdur etmeyecek şekilde, sosyal ve yasal altyapısının da kurulması gerekiyor. Bunun dünyada başarılı örnekleri var. Bunlara bakmamız lazım. Ama bu sorunlar, bir ayda, bir yılda çözülecek sorunlar değil. Mesela eğitim konusunda bugün başlasak 20 sene sonrasını konuşarak bir strateji oluşturmamız gerekiyor. Özellikle eğitim, sağlık konuları üretmek gibidir, kısa zamanda sonuç alınacak şeyler değildir, ancak doğru işler yaparsanız, uzun zamanda ve kalıcı verim alabilirsiniz.

 

Ama bir de bunun politik boyutu yok mu sizce? Yani kadın istihdamının belirlenecek politikalarla desteklenmesi gerekmiyor mu?

Bizi yönetenleri de doğru yönlendirmemiz lazım. Sadece eleştiri yapmakla yetinemeyiz. Aynı zamanda çözümlerini de ortaya koymalıyız. Bir de yetkililerle görüşmelerde onlarca sorunu konuşmamalıyız. Onlarca minör sorunu gündeme getirmektense, majör sorunları ele almalıyız. Sorunları ortaya koyarken, çözüme dönük projeleri de hazırlayıp tartışmaya açmalıyız.

 

Bu projeyle çok önemli bir farkındalık yaratıyorsunuz. Yavaş yavaş öneriler de somutlaşmaya başlayacak. Bundan sonra sanayiciler, OSB’ler somut neler yapacak? Şu anda kafanızda bir yöntem var mı?

Bir şeyin nasıl yapılması gerektiğinin altyapısını oluşturacak organize sanayi bölgeleri yönetimleridir. Ben hep bunu söylüyorum; organize sanayi bölgeleri yönetimleri sadece bir organize sanayi bölgesinin yönetiminde ruhsat vermekle, oraya belli hizmetleri getirmekle kalmamalı. OSB içinde sanayicilere olduğu kadar OSB dışında da ülkeye karşı sorumlulukları var. Aslında ne içindeki katılımcılar, ne bölge müdürlükleri, ne valilikler, ne kolluk kuvvetleri, ne de ülkeyi yönetenler organize sanayi bölgelerinin gücünün farkında değil. Şöyle düşünün; etrafı çevrili, iki-üç tane kapısı olan ve farklı farklı sektörlerde üretim yapan, ağırlıklı kurumsal yapıları olan dev bir güç. OSB’lere baktığınızda, bir anonim şirket, bir holding, bir yerel yönetim, bir özerk bölge görürsünüz. Devlet bizden istesin, ithal edilemeyen veya Türkiye’de üretilemeyen, hatta parasını verseniz dahi alamadığınız stratejik ürün olarak ne varsa üretmeye hazırız. Bunun için istediğimiz şey mevzuat desteği ve alım garantisidir. Başka bir şey istemiyoruz. Biz Gebze Organize Sanayi Bölgesi olarak buna hazırız. Türkiye de bulunan 316 Organize sanayi bölgesinde, her konuda ihtisaslaşmış bu sanayi üslerine görev verildiğinde, her biri her ürünü üretebilecek güçtedir. Dolayısıyla üretilemeyecek ve yapılamayacak hiçbir şey yok.

 

Peki, siz ilgili bakanlıklara somut projelerle gidiyor musunuz?

Gidiyoruz elbette. Ancak Türkiye’nin son yıllarda en büyük sorunlarından birisi, bakanlıklardaki istikrardır. Bugün doğrudan bağlı olduğumuz bir bakanlık ve bir de dolaylı bağlı olduğumuz bakanlıklar var. Bizim direkt bakanlığımız Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, dolaylı olarak baktığımızda ise Maliye Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı’dır. Bakanlıklara, sorunlarınızı aktarıp çözüm projelerinizi sunduktan sonra bir bakıyorsunuz bakan ve ilgili bürokratlar değişmiş. Bana göre Türkiye’de Milli Eğitim Bakanı, Savunma Bakanı, Sanayi Bakanı, Sağlık bakanı sık sık değişmemeli. Değişirse çözüm önerilerimiz ve sunduğumuz projeler heba oluyor, bunu yaşayan ve bunun nasıl bir sorun olduğunu bilen biri olarak samimi duygular ile söylüyorum.

 

Burada da kurumsallaşmaya ihtiyaç var. Bu zaten son zamanlarda dillendirilen bir konu…

Bugün Türkiye’nin ekonomik ve sosyal tsunamilerden etkilenmemesinin en önemli aktörü, istihdam yaratan ve yarattığı kaynakla direkt ve endirekt vergi veren, cesur biçimde risk alan ufak, orta ve büyük ölçekli KOBİ’lerdir. Bu bölgede hepimizin fabrikaları var ve bir tane bankaya ipoteksiz tapu yok. Biz eğer risk alıyorsak, o zaman biraz daha farklı statüde olmamız gerekmez mi. 40 sene, 50 sene bu ülkede üretmiş, bu kadar vergi vermiş sanayiciler devlete karşı küçük bir maddi yükümlülüklerinde gecikme olduğunda zora koşulmamalı, rencide edilmemeli. Onlarca yıl yaptıkları katkılar yok sayılmamalı, görmemezlikten gelinmemeli. Bilakis, hizmet ettiği bu ülkenin gücünü ve şevkatini üzerinde hissetmeli.

 

Sanayiciyle tüccar karıştırılıyor mu burada?

Tabii ki sanayiciyle tüccar çok farklı. Tüccarla sanayici ortaklık yapamaz. Çünkü ikisinin vizyonu hayata bakışı tamamen farklıdır. Gerçek sanayiciden bahsediyoruz. Bu insanların biraz daha onere edilmesi, koruma altına alınması lazım. Biz bu fabrikaları kurduk, kesinlikle bu fabrikaları kapattırmama gibi de bir inanmışlığımız var. Ne şartta olursak olalım baca tütecek. Ancak sanayiciyi sırtındaki gereksiz yüklerden kurtarmak lazım. Gerçekleri konuşmadan halının altına süpürürseniz, sorunlar çözülmez. Şu anda halının altı kabardı; üzerinde duramıyorsunuz artık. Gerçeklerle mutlaka yüzleşmek lazım. Çünkü yarın yüzleştiğimizde iş işten geçmiş olacak.

 

Bu yıl bir Üretim Reform Paketi açıklandı. OSB’lere birtakım kolaylıklar sağlayacak uygulamalar da getiriliyor. Bunlar sizin az önce bahsettiğiniz temel sorunlara çözüm olacak mı?

Bu reform paketini televizyonlarda anlatıyorlar, bazen gazetelerde yazıyorlar. Üretim reform paketi, sanki devrim gibi anlatıldı. Tüm sürecin içinde olduğum için biliyorum, acaba insanlar başka şeyden mi bahsediyor diye düşündüm, gördüğümü ve okuduğumu anlayamıyor muyum diye kendimden şüphelendim inanın ki… Bu reform paketi, sanayiciye ya da organize sanayi bölgelerine ne avantaj yarattı sorusuna cevaben iki şeyden bahsedebilirim. TRT payı ve emlak vergisi kalkmış oldu. Ciddi bir şey dediğiniz şey 10 bin metrekare parseli olan orta ölçekli bir fabrika, yılda 20 bin lira civarında tasarruf edecek. Peki, bunun için mi bu kadar yaygara koparılıyor?

 

Peki, temelde, üretim modelinde de bir sorun yok mu? Yani ithalata dayalı bir üretim yapısı, inşaat ve gayrimenkule dayalı bir büyüme modeli. Bunları da sanki çok konuşmuyoruz…

Bir taraftan devasa inşaatlar yapıyoruz. Betoncusu, boyacısı, armatürcüsü ürünlerini satıyor. İyi, güzel ama üreticilerimiz sadece inşaat sektörüne mal satacağına dünyada rekabetçi olsun. Ben de tüketici olarak bankadan para kullanıp, oraya 2 milyon-3 milyon TL vereceğime üretime yatırayım, üretimde büyüyeyim. Şimdi baktığımızda metrekaresi bin liraya mal edilen bir bina, metrekaresi beş ya da altı bin liraya satılıyor. Böyle kar şekli olur mu? Ayrıca kazanılan bu para tabana yayılmıyor ki. 3-5 insanı büyüttük, onları milyarder ettik. Bu tarafta ben bankadan 2 milyon almışım, onunla makine almışım, insan istihdam etmişim, üretmişim, satmışım, katma değer yaratmışım. Ancak, devlet erkanı gözünde, bankanın gözünde, o inşaatçı daha değerli. Çünkü nakit parası var. Maneviyatta ben, maddiyatta diğeri daha değerli…

 

Son olarak GOSB’un diğer güncel projelerinden de bahseder misiniz?

Şu anda çalışmaları iki yıldır süren Tataristan’daki OSB yatırımları gündemimizde. Tabii ki bu da bir başarı hikayesi… Başkent Kazan’da GOSB adıyla karma bir OSB kuracağız. Buna yönelik çalışmaları GOSB olarak biz yapacağız. Altyapı ve üst yapı çalışmalarının tamamlanmasının ardından şirketlere tahsis edilen arsa gelirlerinin yüzde 75’i ülkeye, yüzde 25’i GOSB’a aktarılacak. GOSB’un para kazanmasından ziyade esas amaç, Türk firmaların Tataristan üzerinden Rusya’ya girmesini, güvenli yatırım ile üretim yapmasını sağlamak. Bu bölgenin inşasından para kazanmak önceliğimiz değil. Gebze OSB 5 milyon metrekarelik alana sahipken, Kazan’daki OSB 2,5 milyon metrekareye kurulacak. Tataristan’da satılan ve kiralanan arsalardan Türkiye’deki GOSB’un kasasına para girecek.

 

Orada olmazsa olmazlarımızdan bir tanesi, Türkiye’deki OSB mevzuatının bire bir Tataristan’da da yürürlüğe girmesidir. Biz Tataristan’dan çok memnunuz. Muhataplarımız projenin ilerlemesi konusunda gerekli destekleri sağlıyorlar. Ancak bizim bu desteklerden daha önemli gördüğümüz yasal altyapıdır. Dünyada sanayici, yatırımcı kendini koruyacak kanunlara bakar. Türkiye’de organize sanayi bölgelerinin başarısının kökünde, kendine has bir kanunu olması vardır. Dolayısıyla biz de Türkiye’deki kanunun Tataristan’da da aynen uygulanmasını hedefliyoruz.

 

Orta vadede 2020 yılına kadar, dünyada farklı bölgelerde en az 5 OSB, uzun vadede ise 50 ülkede OSB kurmak ve işletmek en büyük hayalimiz ve hedefimizdir.